Kategori: KÜLTÜR

Facebook kapanıyor mu

Popüler sosyal ağ Facebook, 15 Martta kapanacağı yolundaki söylentileri esprili bir dille yalanladı.

Popüler sosyal ağ Facebook, 15 Martta kapanacağı yolundaki söylentileri esprili bir dille yalanladı.

500 milyondan fazla üyesi bulunan Facebook kendi sitesinden yaptığı açıklamada, “Kapanma yazısı gelmedi, her zamanki gibi çalışmaya devam edeceğiz, bir yere gitmiyoruz, yeni başladık” ifadesini kullandı.

Popüler sitenin kapanacağı söylentisi, online mizah sitesi Weekly World News’in, “Uzaylılar 2011′de Dünya’ya Saldıracak” ve “George Clooney Başkanlığa adaylığını koyacak” gibi flaş haberlerinin arasında, Facebook’un da 15 Martta kapanacağını ilan etmesi üzerine Twitter ve Facebook’un kendisinde hızla yayıldı.
Mizah sitesi uydurma haberinde, “Facebook’u yönetmenin yarattığı stresin hayatını mahvettiğini” söyleyen Facebook’un kurucusu ve başkanı Mark Zuckerberg’in sözde bir basın toplantısında sitenin kapanacağını açıkladığını belirtmişti

8 Mart Dünya Kadınlar Günü Anlamı nedir ?

Dünya kadınlar günü yani 8 Mart , hiç düşündünüzmü nereden çıktı kadınlar günü diye !
Kadınllar gününün temeli 1800 yıllarda bir fabrikada çalışan kadınların, daha iyi çalışma koşulları için için greve gitmesi ve grev sonunda çıkan yangından kacmayarak ölmeleriyle gündeme gelmiştir.
Daha ilgincide var…
Kadınlara özgü bir günün olması ilk kez 26-27 Mayıs 1910′da Kopenhangda düzenlenen Uluslararası Sosyalist Kadınlar Konferansında ortaya atıldı ve kabul edildi.
Bir çok ülkede her yıl kutlanmaya başladı
Tarihin 8 Mart olarak saptanışı 1921’de Moskova’da gerçekleştirilen 3. Uluslararası Kadınlar Konferansı tarafından olmuştur.

2. Dünya savaşı yıllarında bazı ülkelerde kutlanması yasaklansada ,Amerkiada kutlanmaya başlandıktan sonra Birleşmiş Milletler Genel Kurulu, 1977 yılında 8 Mart’ın Dünya Kadınlar Günü olarak kutlanmasını kabul etti.

Kısaca tarihi bu ben bir kaç istatistikten bahsetmek istiyorum

Birleşmiş Milletler tarafından yapılan bir araştırmaya göre;

1. Dünyadaki işlerin %66’sı kadınlar tarafından görülüyor.
2. Buna karşın kadınlar dünyadaki toplam gelirin ancak %10’una sahipler.
3. Dünya’daki mal varlığının ise % 1’ine sahipler.
4. Başka bir değişle dünyadaki işlerin % 34’ü erkekler tarafından görülüyor ama erkekler dünyadaki toplam gelirin % 90’ına ve toplam mal varlığının % 99’una sahipler.

Türkiye’den Rakamlar ( Milliyet, 8 Mart 2001)

1. Şehirlerde evli kadınların % 18’i, köylerde de % 76’sı eşleri tarafından dövülüyor.
2. Kadınların % 57,7’si evliliklerinin ilk gününde şiddetle karşılaşıyor.
3. Aile içi suçların % 90’ını kadına karşı işlenen suçlar oluşturuyor.

Mevlana dan güzel bir söz:

Kadın annedir.
Kadın sırdır. Kadın ailedir.
Kadın kız çocuğudur.
Kadın ninedir. Kadın zenginliktir.
Kadın iffettir.
Kadın cennettir.
Kadın cehenneme kilittir.
Kadın sırat köprüsünde yol arkadaşıdır.
Kadın sığınılan limandır.
Kadın, Peygamber’imizi doğurandır.

Bilmediğimiz Konular ilgin Yazılar

Gülmek aerobiktir.
Diafamın çalışmasını ve vücudun oksijen kullanılabilirliğini arttırır.

Gülmek için 17 kaşlarımızı çatmak için 42 kasımızı çalıştırırız.

Hipopotam bir adamdan
daha hızlı koşar.

TELGRAF GELİYOR

PTT Genel Müdürlüğü telgrafı yeniden cazip hale getirmek için telgrafları renklendiriyor.
Ankara İzmir ve Bursa’da 5 Haziran Pazartesi günü başlayacak pilot uygulamayla telgraflar internet üzerinden de alınmaya başlanacak. İnternetten telgraf gönderenler kutlama ve tebrik telgraflarının üzerinde yer alacak fonları
seçebilecek.

PTT Genel Müdürü Osman Tural PTT’nin hizmetlerini otomasyon ağının yaygınlaştırılmasıyla online olarak vermeye başladığını online işyeri sayısının 2795′e ulaştığını belirtti. Telgrafla ilgili iş ve işlemleri de elektronik ortama taşıyabilmek üzere çalışma başlattıklarını ifade eden Tural telgraf hizmetlerinin şu anda ”Telem” adı verilen özel cihazlarla Türk Telekom’dan kiralanan telefon hattı üzerinden gerçekleştirildiğini bunu elektronik ortamda sunmanın yollarını araştırdıklarını kaydetti.
Bu kapsamda geliştirdikleri ”e-telgraf” adlı projeyi ilk etapta Ankara İzmir ve Bursa’da 5 Haziran Pazartesi gününden itibaren pilot olarak uygulamaya başlayacaklarını bildiren Tural vatandaşların PTT’nin ”www.ptt.gov.tr” adresli internet sitesinden telgraflarını yazabileceklerini söyledi. Tural vatandaşların internetteki formda yazacakları metnin personel tarafından aranarak teyit edileceğini ücretinin de Alofon 141 üzerinden verilen telgraf hizmetlerinde olduğu gibi telefon faturalarına yansıtılacağını kaydetti.Telgrafların resmi belge niteliği taşıması nedeniyle elektronik imza uygulaması başlayıncaya kadar sadece kutlama ve tebrik mahiyetinde olan telgrafların internet üzerinden kabul edileceğini belirten Tural uygulamanın daha sonra resmi nitelikli olan telgrafları da kapsayacak şekilde tüm illere yaygınlaştırılacağını ifade etti.

7 HAZİRANDA NELER OLDU

7 haziran

- ressam paul gauguin doğdu (1848).

- süleymaniye camii ibadete açıldı (1557).

- basın yayın ve enformasyon genel müdürlüğü kuruldu (1920).

- vatikan bağımsız devlet oldu (1929).

- şarkıcı tom jones doğdu (1940).

- etimesgut fabrikasında yapılan ilk türk uçağı havalandı (1942).

- aktör liam neeson doğdu (1953).

- sökülmek üzere satılmış bulunan yavuz zırhlısının devir teslimi
dolayısıyla gölcük deniz üssünde tören yapıldı (1973).

MISIR PİRAMİTLERİNİN SIRRI

** Her biri 20 ton olan taşlardan inşa edilmiştir.Ve bu taşları temin edilebilecek en yakın mesafe yüzlerce km. Uzaktadır.

** Bu taşların nasıl getirildiği bilinmemektedir.

** Piramit kimin adına yapıldıysaonun bulunduğu odaya yılda iki defa güneş girmektedir.(doğduğu ve tahta çıktığı günler.)

** Mumyalarda radyoaktif madde bulunduğundan; mumyaları ilk bulan 12 bilim adamı kanserden ölmüştür.

** Piramitlerin içerisinde ultra sountradarsonar gibi cihazlar çalışmamaktadır.

** Kirletilmiş suyu birkaçgün ‘’paramit’’in içine bırakırsanız suyu arıtılmış olarak bulursunuz.

** Piramitlerin içinde sut birkaç gün süreyle taze kalır ve daha sonar hiç bozulmadan yoğurt haline gelir.

** Bitkiler piramitin içinde daha çabuk büyür.

** ’’Piramit’’in içine bırakılmış su beş hafta süreyle bekletildikten sonar yüz losyonu olarak kullanılır.

** Çöp bidonu içindeki yemek artıkları hiç koku yaymadan piramitler içinde mumyalaşır

** Kesikyanıksıysık gibi yaralar bir piramidin içinde daha çabuk iyileşme eğilimi gösterir.

** Piramitlerin bazı odalarının içinde ne olduğuna hakkında bir bilgi yoktur.Araştırmacıların çoğu ya içinde kayboldu yada aynı yerde birkaç tur attılar fakat içlerini göremediler.

** Piramitlerin içi yazın soğukkışın sıcak olur.

KAĞIT PARAYI İCAT EDEN KİM

Para icat edilmeden önce deniz kabuğundan kıymetli ****llere kadar çeşitli mallar değişim aracı olarak kullanılmıştır. Tarihi kayıtlara göre MÖ. 118 yılında Çinliler deri para kullanmışlardır. İlk kâğıt para ise MS. 806 yılında yine Çin’de ortaya çıkmıştır.
Batıda kâğıt paraların basılması ve kullanılması 17. yüzyılın sonlarına rastlamaktadır. İlk kâğıt paranın 1690’lı yıllarda Amerika Birleşik Devletleri’nde Massechusetts Hükümeti İngiltere’de ise “Goldsmiths” ler tarafından basıldığı ve dolaşıma çıkarıldığı 1694 yılında İngiliz Merkez Bankası ve daha sonra diğer ülke merkez bankalarının kurulması ile de yaygınlaştığı görülmektedir.
“Kağıt icat edildi paranın kağıt olması yüzyıllar sürdü.”

alıntı

İstanbul’un Fethi

Hz. Muhammed (s.a.v)’in şu sözleri “Onu fetheden kumandan ne güzel kumandan!.Ve onu fetheden ordu ne güzel ordudur!” İstanbulu’un Fethini müslümanlar için bir ülkü haline getirdi.
Fatih Sultan Mehmet Han’da henüz 21 yaşındayken İstanbul’un Fethine karar vermiştir.
Hazırlık aşaması:
Dönemin en güçlü surları olan İstanbul surlarını yıkabilmek için başkent Edirne’de ağır toplar döktürmüştür.Bizans’a boğazdan gelebilecek yardımları önleyebilmek için Anadolu Hisarı’nın karşısına Rumeli Hisarı(Boğazkesen Hisarı)’nı yaptırmıştır. Buna karşılık Bizans İmparatoru XV. Konstantin surların önüne hendekler kazdırmış, Haliç’ten gelebilecek saldırıyı önlemek içinde Haliç’i zincirletmiştir.

Kuşatma:
Edirne’de hazırlanan topçular Şubat ayında Edirne’den çıkıp 2 ay içinde İstanbul önlerine gelmişti.Osmanlı hoşgörüsüne ve adaletine hayran Sırp,Macar,Ulah, Alman,Latin,Rum milletlerinden de Osmanlı ordusuna katılanlar oldu.Ve 6 Nisan Cuma günü Fatih Sultan Mehmet Han ve tüm ordusu İstanbul Surları önünde cuma namazını kıldı.
Şehrin kan dökülmeden alınması için Konstantin’e elçi gönderildi.Konstantin, Sultan 2. Mehmed’in teslim ol teklifini reddetti.

Saldırı:
Osmanlı ordusu topçu atışlarıyla saldırıya başladı.Osmanlı ordusu dönemin en modern ordusu ve kullanılan toplar o zamana kadar yapılan en büyük toplar olmasına rağmen surlar pek fazla hasar görmüyordu. Top atışlarıyla surlarda açılan gedikler Bizans askerleri tarafından dolduruluyordu.Osmanlı askerlerinin surlara yaklaşmaya çalışmaları sonuç vermiyordu.Bizans İmparatorunun hep yanında bulunan Nicole Barbaro günlüğüne şu notları düşmüş:

“Surların dibine kadar sokulan bu askerler, bizim silâhlarımızın zararlarından hiç çekinmiyorlardı. Öldükleri zaman cesetleri arkadaşları tarafından geriye taşınıyordu. Bir Osmanlı ölüsünü orada bırakmamak için, on kişinin seve seve ölümü göze aldıklarını görüyorduk.”

Papa tarafından üç Ceneviz gemisi ile bir Bizans gemisi 20 Nisan günü Zeytinburnu açıklarında rüzgârın kesilmesi ile beklemeye başladılar. 12 Nisandan beri Dolmabahçe önünde demirleyen ve 18 Nisanda adaları fetheden Osmanlı donanması, bu durumdan istifade etmek isteyip derhal o bölgeye giderek bu dört gemiyi ablukaya aldı ve deniz muharebesi başladı. Baltaoğlu Süleyman Beyin komutasındaki Osmanlı donanması, küçük gemilerden kuruluydu. Bizans gemisine kıçtan mahmuz vurulmasına rağmen kesin bir neticeye gidilemedi. Bu harbi, Zeytinburnu açıklarından at üzerinde takip eden Sultan, hırs ve üzüntüsünden atını denize sürdü. Elbiseleri deniz suyundan ıslanıncaya kadar su içinde ilerledi. Maiyeti de Sultan’a uydu. Bu halde bile donanmaya emirler gönderdi. Bu muharebede Venedik ve Bizans gemileri, Osmanlı kuvvetlerinin elinden kurtularak, o sırada çıkan uygun rüzgâr ile Haliç önlerine kadar gelerek, gerili bulunan zincirin açılması ile içeri alındılar. Muteber kaynaklara göre Osmanlı kaybı, yüz kadar şehid ve otuz yaralıydı.Bu durum, Bizans’ın moralini yükseltti. Bu harbin sonunda Baltaoğlu Süleyman Bey bu vazifeden alınıp, yerine Hamza Bey tayin edildi.

Donanmanın bu başarısızlığı üzerine Sultan 2. Mehmet bugüne dek benzerine teşebbüs dahi edilmemiş olan gemileri karadan taşıyıp Haliç’e indirmeye karar verdi.Hazırlıklar tamamlanıncaya kadar kararını kimseye söylemedi.Gemilerin geçirileceği güzargahı kendisi tespit etti.Hazırlıkları yaptırdı ve bir gece sabaha kadar binlerce kişiye 60 gemiyi taşıtıp Haliç’e indirtti.Bizanslılar gün ağarırken gemileri gördüklerinde şaşırdılar ve Türkler bize sihir yapıyor demeye başladılar.
Donanmaların ve topçu atışlarının muharebesi sürerken Osmanlı askerleri surlarda açılan gediklerden içeri girmeye çalıştılar.Ulubatlı Hasan 40 ok darbesine rağmen Osmanlı sancağını surlara dikmiş.Bunu gören Osmanlı askeri moral bulup saldırılar hızlanmıştır ve İstanbul surları aşılmıştır.Sağ kalan Bizans askerleri sokak aralarında savaşmaya devam etselerde bunlar kısa sürmüştür.Savaşın nihayetinde 29 Mayıs 1453 günü Osmanlı Ordusu İstanbul’a hakim olmuştur.

Fethin Sonuçları:

İç Sonuçlar

-Osmanlı devletlikten imparatorluk haline geçmiştir.
-Hz. Muhammed’in hadis-i şerifindeki o kumandan, Fatih Sultan Mehmed olmuş ve peygamberinin övgüsünü almıştı.
-Anadolu ve Balkanlar arasındaki geçişlerde bir engel olan Bizans yıkılmış, arada engel kalmamıştı.
-İstanbul, 1457’deki büyük Edirne yangınından sonra başşehir olmuştur.

Dış Sonuçlar

-Orta Çağ kapanıp Yeni Çağ açıldı.
-İstanbul’dan İtalya’ya kaçan sanatkârlar ve bilim adamları, rönesans ve reform hareketlerini hızlandırmışlardı.
-Dünyanın en büyük imparatorluklarından olan Doğu Roma İmparatorluğu tamamen yok olmuştu.
-Ticaret yollarının birer birer Türklerin eline geçmesi Avrupalıları yeni ticaret yolları bulmaya zorladı ve coğrafi keşifler ortaya çıktı.
-Bu fetih bir nevî Avrupa’nın (İngiltere’nin) Amerika kıtasını keşfinin yolunu açmıştır. Zirâ bu keşifle ticaret yolları kapanan Avrupalılar başka yollar bulmak zorundaydılar. Bu keşif buna bir vesile olmuştur.
-Hıristiyanlar, kadı (hakim) karşısında hükümdarla gayrimüslim bir vatandaşın bile muhakeme edildiğine, İstanbul’un fethinden sonra İslâm ve Türk adaletinin sarsılmaz kaidelerine şahit oldular.

OSMANLI İMPARATORLUĞU NASIL ÇÖKTÜ?

Abdülhamid Han ayrıca Yahudilerin el altından ve gizli faaliyetlerine karşı da harekete geçti. Filistin’in tamamını arazi-i şahâne (padişaha ait arazi) ilan ederek satılmasını yasakladı. Bizzat şahsına bağlı bir orduyu Filistin’de görevlendirdi. Kafkas ve Balkanlardaki bir kısım Müslümanları Filistin’e yerleştirdi. Padişahın bu faaliyetleri üzerine Yahudiler, bütün güçlerini Abdülhamid Hanı tahttan indirme yoluna çevirdiler. Ve mason yaptıkları yerli hainlerle işbirliği yaparak, bu niyetlerini gerçekleştirdiler.

6. Berlin Antlaşmasının 61. maddesi, Anadolu’da Ermenilerin yaşadığı vilayetlerde ıslahat yapılmasını öngörüyordu. Bu maddenin Ermeni muhtariyetini doğuracağını ve ülke bütünlüğünü parçalayacağını görerek, Abdülhamid Han uygulamadan kaldırdı. Bu maddeyi uygulama taraftarı olan sadrazam ve devlet adamlarını azletti. Bunun üzerine, çeşitli Avrupa şehirlerinde ve Amerika’da yetiştirilmiş Ermeni ihtilalcileri, Türkiye’de ihtilal hazırlıklarına giriştiler. Devletine bağlı Ermenileri terörle sindirerek kendilerine katılmaya zorladılar. Böylece, İhtilalci Ermeniler tarafından, doğuda pek çok Ermeni vatandaş katledildi. Avrupa’da da bu katliamların Türkler tarafından yapıldığı intibaını vermek için yoğun bir propaganda başlattılar. Ermeni ihtilalcileri tarafından Abdülhamid Han “Kızıl Sultan” ilan edildi. Bunların niyeti, Türkiye’de bir ihtilal hareketi uyandırdıktan sonra, Avrupa devletlerinin müdahalesini sağlamaktı. Ancak giriştikleri pek çok teşebbüs, Abdülhamid Han tarafından, Avrupalıları ayağa kaldırmadan bastırılıp söndürüldü. Ayrıca, Doğu Anadolu’da Hamidiye Alaylarını kuran padişah, bölge aşiretlerini kendisine bağladı. Bu olaylarla bölgede asayişi sağlayarak devletin hakimiyetini pekiştirdi.
Bu defa Ermeniler de, padişahı ortadan kaldırmadıkça Ermenistan’ı kuramayacaklarını düşündüler. Avrupa’da meşhur bir teröristi para ile tutup, İstanbul’a getirdiler. Cuma namazı için gittiği Yıldız Camiinde II. Abdülhamid Hanın arabasına bomba konuldu. Ancak camiden çıktıktan sonra, padişahın bir dakikalık gecikmesi hayatını kurtardı.
7. 31 yıllık olaylar sonunda dış düşmanlar emellerine ulaşabilmek ve Osmanlı Devletinin yıkılmasını sağlamak için, Sultan Abdülhamid Hanın ortadan kaldırılması veya tahttan indirilmesi gerektiğinde birleştiler. Ancak bütün teşebbüs ve gayretlerine rağmen bunu başaramadılar. Binlerce yıllık bir tarih gösteriyor ki, Türk dışarıdan yıkılmıyordu. Öyleyse yine tarihi entrikalar dönmeli ve Osmanlı Türklüğü içeriden parçalanmalıydı. Tezgâhlar bu gaye ile dönmeye başladı. 1890 yılında İngilizlerin desteğiyle kurulan İttihat ve Terakki Cemiyetinin hedefi, Abdülhamid Hanı tahttan indirmek ve meşrutiyeti ilan etmekti. Büyük paralarla Osmanlı devlet adamlarını satın almaya ve kısa sürede pek çok taraftar bulmaya başladılar. Bu cemiyet, 1897′de padişahı tahttan indirmek için tertip içine girince, basılarak üyeleri yakalandı. Bunlar idama mahküm edildilerse de, cezaları padişah tarafından müebbet hapse çevrilerek yurdun çeşitli yerlerine sürüldüler. Ancak bunlar, Paris’e kaçarak faaliyetlerine devam ettiler. Ermeni, Yahudi ve Balkan komitecileriyle, yani padişahın aleyhinde olan herkesle işbirliğine başladılar. Müslüman kanı dökmekten zevk alan Bulgar, Sırp, Yunan çeteleri, Abdülhamid Hanı tahttan indirmek için, İttihat ve Terakki Cemiyetine kucak açtılar. Bunların ihanetleri o dereceydi ki, Ermenilerin düzenlettirdiği bombalı suikastten padişah kurtulduğu zaman, şâir Tevfik Fikret, teröriste; “Ey şanlı avcı” diye sesleniyordu.
Türkiye’de padişaha karşı olmak, âdeta aydın olmanın bir gereği gibi görülmeye başlandı. Sarıklı medrese hocalarından, setre pantalonlu Fransız taklitçilerine kadar herkes muhalifti. Nihayet bu yoğun propaganda, ordudaki genç subaylar arsında da yayılmaya başladı. Bazı subaylar çeteciliği bir siyasî hareket kolu olarak benimseyerek, Türk Devletine karşı komitacılığa, yani dağa çıkıp isyana başladılar. Aralarında Enver, Nİyazi gibi mâceracı kimselerin de bulunduğu bu subaylar grubu, kendilerine kuvvet sağlayabilmek için, Bulgar komitacılarıyla ortak hareket ediyorlardı. Selanik’te bulunan Osmanlı Üçüncü Ordusu, âsî bir ordu haline geldi.
Neticede II. Abdülhamid, II. Meşrutiyeti ilan etmek zorunda kaldı (1908). Böylece saltanatının yaklaşık beş ay sürecek üçüncü ve son bölümü başladı. Abdülhamid Hanın tahta çıktığı zamanda olduğu gibi, bu devrede de iktidar yetkileri tamamen elinden çıkmıştı. Bir yerde 1908, Osmanlı Devleti tarihinde, artık, Osmanlı hânedanının devre dışı bırakıldığı ve siyasî iktidarın ellerinden alındığı bir tarih oldu.
İttihatçılar silah zoru ile iktidara geldikleri için, yeni meclisin kurulmasında da çetecilik metodlarını kullandılar. Meclisi kendi adamlarıyla doldururlarken, muhaliflerini de kiralık katillerle ortadan kaldırdılar. Ancak, bunların iktidarı sağlamlaşırken, devlet çatırdamaya başladı. Türkiye’ye bağlı bir prenslik olan Bulgaristan, hemen bağımsızlığını ilan etti. Avusturya-Macaristan İmparatorluğu, Türkiye’ye ait olan Bosna-Hersek’i ilhak ettiğini bildirdi. Girit muhtar idaresi Türkiyeden ayrıldı ve Yunanistan’la birleşti. Ermeni komitacıları, Adana ve çevresinde büyük bir isyan çıkardılar. Ülkenin bir baştan bir başa tam bir kargaşa içine düştüğü sırada, 31 Mart Vakası meydana geldi. İttihatçıların Selanik’ten İstanbul’a getirip yerleştirdikleri Avcı taburlarına mensup bir kısım asker ve halk ayaklanarak, İttihatçılara karşı harekete geçti. Padişah, yetkilerinin çoğunu Meclise devrettiği için inisiyatifini kaybetmişti. Meclis iş göremiyordu. On gün kadar devam eden bu kargaşalıkta, İttihatçılar, Rumeli’nde ne kadar Sırp, Bulgar, Rum, Arnavut çetecisi varsa topladılar. Bunların yanına pek az da Türk askeri katıldı. Üçüncü Ordu kumandanı Mahmut Şevket Paşa’nın emri altında İstanbul’a gelen bu çetecileri, devlet merkezine sokmak istemeyen kumandanlar Padişaha müracaat ettiler. Ancak kardeş kanı dökülmesini uygun bulmayan padişah buna izin vermedi. İsyanı yatıştırma bahanesiyle İstanbul’a giren İttihatçılar ve dağdan inmiş Balkan komitacıları pek çok kan döktüler. Ayrıca, isyanın sorumlusu olarak da padişahı gösterip, onu tahttan indirmeye karar verdiler. Fetva emîni Hacı Nuri Efendi, padişahın tahttan indirilmesi için hiç bir sebebin bulunmadığını söyleyince, söylediklerini yapacak birini bulup fetva yazdırdılar.
Daha sonra, Yahudi Emmanuel Karasu, Ermeni Aram, Arnavut Toptanî ve Gürcü Ahmed Hikmet Paşa, Padişaha giderek; “Millet sizi istemiyor” dediler. Ancak Türk milleti adına söz söyleyen görülmüyordu.
Tarihimizin en büyük lekelerinden biri olan bu hadise, aynı zamanda Türk Milletine yapılan en büyük hakaretlerden biriydi.
II. Abdülhamid Han, Türk tarihinin çok büyük bir şahsiyeti ve dünya siyaset tarihinin de en önemli kişilerinden biridir. Belki de bu büyüklüğü yüzünden kolay anlaşılamadı ve aleyhinde yerli ve dış düşmanlar, her şeyi söylediler. Ancak, gelişen olaylar zamanla padişahın ne kadar haklı olduğunu ortaya koydu. Fakat devlet elden gitti. Muhaliflerin başı olan Ahmed Rıza Bey, Cumhuriyet döneminde yazdığı hatıralarında ona özgüler yağdırdı. Bu korkunç pişmanlığın en açık örnekleri Süleyman Nazif, Rıza Tevfik Bey ile diğer bazı şairlerin yazdığı şiirlerle dile getirildi.
II. Abdülhamid Han, eğitim, ulaşım, imar ve kültür faaliyetleri bakımından, Osmanlı Devletinin en önde gelen padişahlarındandır. Osmanlı kültür hayatının iki büyük padişahından biridir. Bunlardan birincisi, eser yazdırmada ön sırayı alan II. Murad’dır. Sultan II. Abdülhamid de İmparatorluğun başından beri yazılmış bütün eserleri bastırmakla dikkat çeker. Bu bakımdan, köklü ve geniş kültür faaliyetleri içinde yer alan hiçbir devirde onunki kadar okul açılmamış, o kadar çok insan yetişmemiştir. Bunların hemen hepsi Çanakkale Savaşı’nda şehit düştü ve devlet fikir bakımından da gerilemiş oldu. I. Dünya Savaşının ve Millî Mücadelenin bütün başarılı kumandanları (Ulu Önder Atatürk dahil) o devir Harbiyesinden yetişmiş aydın insanlardı.
Osmanlı Devletinin son parlak dönemini yaşatan bu büyük devlet ve siyaset adamı, devrinde dünyanın dört büyük gücünden biri olan ve yedi milyon küsur kilometrekareden fazla olan ülke toprağını İttihatçılara teslim ederken: “Türkiye’yi on sene idare edebilirlerse, bir asır idare ettik diye sevinsinler” demiş ve muhtemel neticeyi daha o anda işaret etmiştir.
Nitekim bu tarihten itibaren ülkemiz büyük felaketlerle karşı karşıya kaldı. 1911′de İtalyanlar, Trablusgarb’ı işgal etti. 1912′de Balkan Savaşı bozgunu oldu. İki büyük kıta ile ilgimiz kesildi. Afrika’da 1.200.000, Rumeli’de ise 250.000 kilometrekare vatan parçası elden gitti. Bu sırada İttihatçılar, devlet içinde iktidarı bütünüyle ele geçirdiler. Enver Bey, paşalığa terfi etti. Eski posta kâtibi Talat Bey, paşalıkla sadrazam oldu. İstanbul muhafızı olan Albay Cemal Bey de paşa yapıldı. Böylece Enver-Talat-Cemal adlarındaki paşalar, devlette tek söz sahibi oldular. 1914 yılında da bir oldu bittiye getirerek Fransa, İngiltere ve Rusya’ya karşı, Almanya’nın safında I. Dünya Savaşına girdiler. Osmanlı Devleti dört yıllık savaş içinde, yedi cephede çarpıştı ve yüzbinlerce evladını kaybetti. Aslında Türk orduları, savaşlarda büyük başarılar gösterdiler. Çanakkale ve Irak cephesinde müttefik kuvvetler bozguna uğratıldı. Filistin ve Suriye Cephelerinde ise İngilizlere yenilerek Adana’ya çekildiler. Fakat Almanya barış isteğiyle ittifaktan ayrılınca, Osmanlı Devleti de, bu kötü şartlar altında barış istemek zorunda kaldı. Artık, Osmanlı Devleti bitmişti.
I. Dünya Savaşının son günlerinde, önce Abdülhamid Han ve arkasından Sultan Mehmed Reşat vefat ettiler (1918). II. Abdülhamid Han’a çok hazin bir cenaze töreni yapıldı. Onun 33 yıl boyunca bütün cihana karşı ayakta tuttuğu koca Türk Devleti, komitacılıktan yetişmiş kişiler elinde on yılda eriyip bitti. Meşhur tarihçi ve yazar Ahmed Rasim, padişahın tabutunun arkasından; “Senin cenazen bile bu milleti idare edebilir” diye ağlıyordu. Bir Yahudi tarihçi ise; “En ufak menfaati uğruna bütün dünyayı feda etmeyi göze aldığı milletinin felaketini görmemek için, bir an önce öldü” demekten kendini alamıyordu.
İttihatçılar ise, I. Dünya Savaşı sonunda, ülkenin düşmana teslimi anlamına gelen Mondros Mütarekesini imzaladıktan sonra bir gece yarısı ülkeyi terkettiler. Tahta geçen Sultan Vahidettin’e ise, mevcut bulunmayan bir devletin hükümdarlığını yapmak kaldı.
Devlet-i Âliyye-i Osmaniyye, yani “Yüce Osmanlı Devleti”, 1920 yılında Sevr Antlaşması ve İstanbul’un işgaliyle siyasî bakımdan sona erdi. Böylece, altı yüzyılı aşkın bir ömrü olan bu büyük Türk Devleti, yerini, Mustafa Kemal Atatürk’ün, dehası ve milletine olan inancı ile kurduğu Türkiye Cumhuriyeti’ne bıraktı.
Bugün Birleşmiş Milletler teşkilatının yapmak istediği, fakat başarılı olamadığı dünya devleti fikrini, Osmanlı İmparatorluğu, altı asra yakın bir süre devam ettirdi. Avrupa’nın yarıdan fazlasını egemenliği altında bulundurdu. Bu milletlerin her türlü meselelerini, kendi dinine bağlı imişlercesine halletmeye çalıştı ve başarılı oldu. Bugün dünyanın bel bağladığı insani kaidelerin ve hürriyetlerin büyük bölümünü, ırk ve din farkı gözetmeksizin, en adaletli biçimde uyguladı ve reâyâ denilen gayr-i müslim unsurun günümüze gelmesini sağladı.
Bu muazzam imparatorluğun tarih sahnesinden çekilmesiyle, bünyesinden irili ufaklı 24 devlet doğdu. “Daha fazla hüriyet”, “daha âdil idare” diye ayaklanarak devlet kuran milletler, aradan bir yüzyıla yakın zaman geçmiş olmasına rağmen, halen, aradıkları huzuru bulabilmiş değillerdir.